İnek sütü protein alerjisi, bebeklerde yaygın görülen besin alerjisidir. Vücudun bağışıklık sisteminin inek ve diğer hayvanların sütündeki proteine ​​anormal bir şekilde tepki vermesiyle ortaya çıkar.

Bağışıklık sistemi normalde vücudumuzu bakteri ve virüsler gibi zararlı patojenlerden korur. İnek sütü protein alerjisinde, bağışıklık sistemi inek sütündeki bir proteini zararlı bir madde olarak algılar ve ona saldırır.

İnek sütü protein alerjisi yaygındır, riski bebeklerde yüksektir ve 1 yaşından küçük bebeklerin % 2-3’ünde görülür. Çocuklar büyüdükçe; özellikle 6 yaş ve üzeri çocuklarda görülme sıklığı % 1’den daha azdır.

IgE aracılı ve IgE aracılı olmayan olmak üzere iki tip inek sütü protein alerjisi vardır.
IgE aracılı inek sütü protein alerjisinde reaksiyon genellikle inek sütü proteinine maruz kaldıktan sonraki 2 saat içerisinde,  IgE aracılı olmayan inek sütü protein alerjisinde de sonraki 48 saat ile 1 hafta içerisinde ortaya çıkar. Tedavisi, inek sütü proteininin diyetten (eliminasyon diyeti) çıkarılması ile olur.

İnek sütü protein alerjisi olan ve emzirilen bebeklerde anne; emzirmeye devam ederse tüm hayvansal süt ürünlerini diyetinden çıkarmalıdır, bu proteinler bebeğe anne sütü ile geçmektedir. Keçi veya koyun sütü gibi hayvan sütleri ise inek sütü ile aynı reaksiyona sebep olabilir, bu nedenle bu ürünler de diyetten çıkarılmalıdır.

İnek sütü proteini ile koyun, manda ve keçi sütü proteinleri arasında yüksek çapraz reaksiyon olması nedeniyle tüketimleri önerilmezken; at, deve ve eşek sütü proteinleri arasında zayıf oranda çapraz reaksiyon olması sebebiyle çocuk alerji uzmanı tarafından önerildiği taktirde tüketilebilir. Bunun için öncelikle bu sütlere kaşı alerji olup olmadığı tespit edilmeli ve alerji saptanmaması durumunda başlanması düşünülmelidir. Unutulmaması gereken konu deri testinde veya kan testinde at, deve ve eşek sütüne alerjisi çıkmaması illa ki alerji olmadığını göstermez. Bazen tip 2 dediğimiz gizli alerji nedeniyle de alerji gelişebileceği için doktorunuzla birlikte hareket etmeniz daha sağlıklı olacaktır.

İnek sütü yerine tüketilebilecek alternatifler ise;

  • soya sütü,
  • pirinç sütü,
  • badem sütü,
  • yulaf sütü,
  • soya yoğurdu,
  • soya peyniri,
  • vegan yoğurtlar veya
  • vegan peynirler olabilir.

Emziren anneler herkes gibi kendisine özel planlanmış, tam tahıllar, meyveler ve sebzeler, protein ve sağlıklı yağlar içeren dengeli, sağlıklı bir diyet tüketmeye çalışmalıdır.

Bu süreçte hem sağlıklı kalmak hem de süreci güzel yönetebilmek için uygulayabileceğiniz bazı ipuçları şöyledir;

İpucu 1: Hızlı kilo verdiren diyetlerinden kaçının.

Doğum sonrası doğru ve sağlıklı diyet yavaş ve istikrarlı kilo kaybı sağlayan bir diyettir. Hızlı kilo verdiren, annenin gereksinimlerine göre planlanmamış diyetler kesinlikle bu dönemde uygulanmamalıdır.

Hızlı kilo verdiren diyetlerin sonuçları daha hızlı ortaya çıksa da, sağlıklı bir şekilde sürdürülme olasılıkları yoktur. Sağlıklı karbonhidratları beslenme dışında bırakan, tek bir temel gıda türüne göre sınırlanmış veya kalori alımınızı ciddi şekilde azaltan herhangi bir beslenme şeklini uygulamak doğru değildir.

 İpucu 2: Besin seçiminize dikkat edin.

Tam tahıllı ekmekler veya kompleks karbonhidratlara, hayvansal proteinlere,  mevsim meyvelerine ve çiğ sebzelere diyetinizde bolca yer verin. Protein ihtiyacınızı; balık, derisiz tavuk ve hindi eti, yağsız dana eti ve yumurta gibi sağlıklı kaynaklardan karşılayın. Emziklilik döneminde artan kalsiyum  ihtiyacınızı  karşılamak için süt ve ürünlerinden destek alın. Yüksek kalsiyum alımı aynı zamanda daha iyi kilo kontrolü sağlamanıza da yardımcı olacaktır.

İpucu 3: Kilo almamak için dengeli beslenin.

Emziren anneler emzirmeyenlere göre günde yaklaşık 500 kalori daha fazla harcarlar. Ancak emzirmeyle beraber aynı zamanda annede iştah da büyük ölçüde artar. Bu süreçte eğer dengeli ve dikkatli beslenilmezse kilo kaybı sağlanamayacağı gibi kilo alabileceğiniz anlamına da gelir. Gün boyunca sıvı gereksiniminiz çok fazla olacağı için yaklaşık 3,5- 4 litre su için. Cips, şekerleme ve asitli içecekler, hazır meyve suları  gibi kalorisi yüksek atıştırmalıkları ve şekerli tatlıları sınırlayın.

İpucu 4: Fiziksel aktivitenizi artırın.

Doğum sonrası doktorunuzun onayını alarak kendinize en uygun olabilecek egzersize başlayın. Daha sağlıklı bir zihin ve vücut için düzenli egzersiz size büyük avantaj sağlayacaktır.

İpucu 5: Sabırlı Olun.

İyi beslenin ve yeterince egzersiz yapın. Doğum sonrası,  hemen gebelik öncesi ağırlığınıza dönmeyi bekleyebilirsiniz ancak bu zaman alacaktır. Kendinize sık sık sabırlı olmanız gerektiğini hatırlatmanız bu durumun üstesinden gelmenize yardımcı olabilir. Sonuçta kilo almak dokuz ay sürdü ve kaybetmesinin de bir o kadar sürmesi çok normaldir. Bu yüzden biraz gevşeyin, zaten farkına varmadan, o favori kot pantolonun içinde geri döneceksiniz. 

İpucu 6: Süt salgılanmasını destekleyen besinlere yer verin.

Süt salgılanmasını artırmanın en iyi yolu sık sık emzirme, bol su tüketimi , stresten uzak durmak ve iyi bir uykudur. Bununla ilgili mucize bir besin yoktur. Dengeli ve düzenli beslenme annenin sağlıklı kalabilmesi için her zaman elzem bir durumdur.

Bazı anneler çemen otu gibi süt salgılanmasını artırabilen maddeler içeren galaktagoglara diyetlerinde yer  verdiğinde süt miktarının arttığından  bahsederler.

Galaktagogların emzirmeyi artırdığını ispatlayacak çok fazla kanıt yoktur ancak annenin bu ürünlerin tüketimi sonrası kendine güveninin artmasıyla süt miktarında da olumlu bir değişiklik olur. Bu tarz ot veya takviyeleri kullanmadan önce mutlaka  doktorunuza danışmanız önerilir.

Galaktagog özelliği olduğu düşünülen yiyeceklerden bazıları şunlardır; yulaf ezmesi (karbonhidrat, lif ve demir içerir), bira mayası ( B vitamini ve demir içerir), chia ve keten tohumu ( lif, kalsiyum ve omega-3 içerir), arpa (alif, protein, B vitaminleri ve demir içerir) ve kayısı ( demir, lif, kalsiyum, B vitaminleri ve C vitamini içerir).

Sonuç olarak özetleyecek olursak;

Her anneye, her bedene uygun doğum sonrası standart bir diyet yoktur. Bunun yerine meyveler, sebzeler, tam tahıllar, yağsız proteinler, sağlıklı yağlar ve su gibi bütün yiyeceklere diyette yer verilmelidir. Özellikle emziriyorsanız, yeterli miktarda D vitamini, omega-3, iyot, protein ve lif aldığınızdan emin olun. Egzersiz yapmak veya kilo vermek için acele etmeyin. Eski halinize gelmek için gerçekten zamana ve sabra ihtiyacı var.

Karabuğday, buğday veya yulaf gibi tahıl tanelerine benzer şekilde kullanılan bir besin ürünüdür. Karabuğday gerçek bir tahıl olmasa da bazen “tahıl” olarak adlandırılır. Bitki, olumsuz ortamlara çok güçlü bir adaptasyon kabiliyetine ve çok kısa bir büyüme süresine sahiptir. İki tür karabuğday vardır. Bunlar;  karabuğday ( Fagopyrum esculentum ) ve Tartar karabuğdayıdır( Fagopyrum tartaricum ).

Karabuğday, yüksek düzeyde çoklu doymamış esansiyel yağ asitleri , yüksek düzeyde mineral ve vitaminler, diyet lifi, dirençli nişasta , antioksidan bileşikler ve yüksek besin değeri olan protein içerir. Karabuğdayın içeriği, buğday ve mısırın düşük olduğu lizin aminoasiti bakımından yüksektir. 

Karabuğday glutensiz bir besindir. Hem buğday alerjilerinde hem de glutensiz diyetlerde rahatlıkla tüketilebilir.

 Karabuğday ayıklanır ve kalan tohumlar un haline getirilir. Unu genellikle ekmek, krep veya diğer tahıllı ürünlerin yapımında tek başına veya diğer tahıl taneleri ile karıştırılarak kullanılır. Japonya’da karabuğday ve buğday unu, popüler “soba” eriştelerini yapmak için tercih edilir. Karabuğdayın memleketi olan Rusya’da ise, “kasha” yapmak için bütün ve kabuğu çıkarılmış taneler kavrularak çeşitli gıda ürünlerinde kullanılır. 

Karabuğdayın besin değeri diğer birçok tahıldan oldukça yüksektir. 100 gram çiğ karabuğdayın içeriği şöyledir;

  • Kalori: 343
  • Su: %10
  • Protein: 13.3 gram
  • Karbonhidrat: 71,5 gram
  • Şeker: 0 gram
  • Lif: 10 gram
  • Yağ: 3.4 gram

Karabuğday, vücudunuzun sindiremeyeceği yeterli miktarda lif içerir. Bu besin kolon sağlığı için iyidir. Ağırlık olarak, lif, haşlanmış kabuğu çıkarılmış tanelerin %2.7’sini oluşturur ve esas olarak selüloz ve ligninden oluşur.

Karabuğdayda en bol bulunan mineraller; Manganez,Bakır,Magnezyum ve Fosfordur.

Karabuğday ürünlerinin çoğu yemek için olsa da, çeşitli başka kullanım alanları da vardır. Geçmişte karabuğday genellikle hayvanlara verilirdi ancak ara sıra hala çiftlik hayvanları beslemek için de kullanılır. Karabuğday, yulafın yem değerine sahiptir, diğer tahıllarla karıştırılmalıdır.

Arıcılar, karabuğdayın uzun çiçeklenme dönemi nedeniyle, yiyecek arayan bal arıları için karabuğdayı tercih ederler. Ortaya çıkan bal, daha yaygın olan yonca balından belirgin şekilde farklı bir tada sahip ve koyu renklidir. 

Binlerce bahçıvan ve sebze yetiştiricisi, karabuğdayı mevsimlik örtü bitkisi olarak kullanır. Karabuğday bitkisinin gövdesi özellikle Japonya ve ABD’de yastık yapmak için de kullanılır. 

SAĞLIĞA YARARLARI

  1. Kalp sağlığını artırmak

Karabuğday iyi bir lif kaynağıdır.Diyet lifi kan kolesterol seviyelerini iyileştirmeye yardımcı olur ve bu da kalp hastalığı, diyabet , felç ve obezite riskini azaltır.

  1. Sindirimi destekler

Lif, yiyecekleri verimli bir şekilde sindirmede bağırsakları destekler ve yiyeceklerin sindirim sistemi boyunca hareket etmesine yardımcı olur. İyi bir lif ve niasin kaynağı olması karabuğdayı sindirim sağlığı için iyi bir seçim yapar.

  1. Kilo yönetimi

Karabuğday kilo kontrolü için de iyi bir seçenektir. Sağlıklı bir diyete karabuğdayı dahil etmek, daha fazla tokluğa yol açabilir ve kilo yönetimine yardımcı olabilir. 

  1. Diyabeti yönetmek

Karabuğday, kompleks bir karbonhidrat kaynağıdır. Bu karbonhidrat formu, insanların kan şekeri düzeylerini yönetmelerine yardımcı olur.Vücudun kompleks karbonhidratları parçalaması basit karbonhidratlardan daha uzun sürer. Bu, sindirimi yavaşlatır ve kan şekeri seviyelerinin daha uzun süre sabit kalmasına yardımcı olur. 

KARABUĞDAY ALERJİSİ

Karabuğdayın tüketilmesi genellikle güvenlidir ve çoğu insanda alerjiye sebep olmaz. Ancak nadir de olsa karabuğday alerjisine rastlanır. Karabuğday alerjisi olan kişilerde karabuğdayın reaksiyona neden olması mümkündür. Karabuğday tüketirken ağızda kaşınma, dilde şişlik  veya kurdeşen gibi belirtiler yaşarsanız mutlaka alerji doktoruna muayene olmanız önerilir.

Kefir, keçi, inek, koyun, hindistancevizi, pirinç, soya gibi her türlü sütten yapılabilen fermente bir süt içeceğidir. Geleneksel olarak, sütün bakteri ve maya karışımı olan kefir taneleri ile kültürlenmesiyle elde edilir. Yapılışı ve tadı yoğurda çok benzerdir ama yoğurt kadar yoğun değildir. Kefir, keskin ve hafif asidik bir tada sahiptir. Kefirin sade ve aromalı çeşitleri de mevcuttur. Sütteki yağ içeriği ne kadar yüksek olursa kefir de o kadar yoğun ve kremsi olur.

Kefir binlerce yıl önce Rusya’da Kafkas Dağları’nda ortaya çıkmıştır ve Doğu Avrupa ülkelerinde uzun bir geçmişi vardır. Kefir adı, tüketenlerde oluşan genel sağlık ve esenlik duygusundan dolayı ‘esenlik’ veya ‘iyi yaşamak’ anlamına gelen Slav Keif’ten gelmektedir.

Kefirin içeriği son yıllarda beslenme dünyasında popüler olan probiyotiklerden zengindir. Probiyotikler, bağırsaktaki yararlı bakterilerdir.  Laktoz intoleransınız varsa kefirin laktoz sorunları olan kişilerin laktozu tolere etme ve sindirme şeklini iyileştirdiğine dair çalışmalar vardır. Aslında, fermente olduğu için kefirin kendisi yaklaşık % 99 laktoz içermez. (İyi bakteriler, süt şekeri olan laktozu tüketir.)

Kefir iyi bir Mg, Ca ve P kaynağıdır. Ayrıca süt kefirinde Zn, Cu, Mn, Fe, Co ve Mo gibi mineraller bulunur.

Şeker ilavesiz 1 su bardağı az yağlı inek sütünden elde edilen kefirinin besin değeri;

  • 110 kalori
  • 11 gram protein,
  • 2 gr yağ,
  • 12 g karbonhidrat,
  • 12 gr şeker,
  • 390 miligram kalsiyum,
  • 90 mikrogram A vitamini içerir.

Kefir tüketiminin vücuda olan etkileri hala araştırılmaktadır, ancak potansiyel faydalarından bazıları şunlardır:

1. Kan şekeri kontrolü sağlar

Düzenli kefir tüketmek, geleneksel olarak fermente süt tüketen kişilere göre açlık kan şekeri düzeylerini önemli ölçüde düşürür.

2. Kötü kolesterolü düşürür

Kefir tüketen bireylerin az yağlı süt içen bireylere kıyasla toplam ve “kötü kolesterol” seviyelerinde önemli düşüşler olur.  Kefirdeki probiyotikler, vücutta yiyeceklerden kolesterolü emme konusunda rol oynayabilir. Ayrıca vücudun kolesterolü üretmesini, işlemesini ve kullanmasını da etkileyebilir.

3. Besleyici içeriğe sahiptir

Kefirdeki besin içeriği, üretim için kullanılan sütün türüne bağlıdır. Genel olarak kefir, iyi bir protein, kalsiyum ve potasyum kaynağıdır. Bazı markalar ise kefiri hem  D vitamini hem de diğer vitamin ve mineraller ile güçlendirmiştir.

4. Laktoz toleransının iyileşmesini destekler

Düzenli kefir tüketimi zamanla laktoz sindirimini iyileştirebilir. Laktoz intoleransında aromalı kefir tüketimi, sade kefire kıyasla olumsuz belirtilere neden olabilir.

5. Mide sağlığına olumlu etkisi olur

Mide hem iyi hem de kötü bakteri içerir. Aralarındaki dengeyi korumak, mideyi sağlıklı tutmanın önemli bir parçasıdır. Hastalıklar, enfeksiyonlar ve antibiyotik gibi bazı ilaçlar bu dengeyi bozabilir.

Probiyotikler, sindirim sisteminde doğal olarak bulunan iyi bakterilere benzerdir ve sağlıklı bir dengenin korunmasına yardımcı olurlar. Kefir gibi probiyotik besinler ise, enfeksiyon veya antibiyotiklerin neden olduğu ishalin tedavisine yardımcı olur.

Evde Kefir Nasıl Yapılır: İzlenecek 4 Basit Adım

  1. 1 çay kaşığı kefir taneleri ile 1 su bardağı sütü bir cam bardakta veya cam kavanozda karıştırın.  Kullandığınız süt tercihi size kalmış ancak tam yağlı süt genellikle en başarılı olanıdır, diğer süt türleri de kefir üretiminde kullanılabilir.
  2. Camı bir kağıt havlu, tülbent veya bir peçete ile örtün.
  3. Bardağı 24 saat mutfak tezgahında bırakın. Kefir taneleri sütü fermente eder, bu nedenle sütün bozulacağı konusunda endişelenmenize gerek yoktur.
  4. 24 saat sonra kefir, ayrana benzer bir kıvama gelir. Kefir tanelerini sıvıdan ayırmak için bardağın içeriğini metal olmayan bir süzgeçten geçirin.

İşte kefiriniz hazır.

Tek başına bir içecek olarak veya ekşi krema yerine smoothie’lere, tariflere ekleyebilirsiniz.

Her kefir yaptığınızda mayanın yaklaşık %5 ile 7 oranında büyüyecektir. Bir sonraki kullanıma kadar kefir mayanızı buzdolabında veya derin dondurucuda saklayabilirsiniz.

Hiçbir yiyecek zayıflama sürecinde bir mucize sağlamaz ve vücudunuzda spesifik bir bölgeyi otomatik olarak hedeflemez. Yağ kaybı, yalnızca aldığınızdan daha fazla kalori harcadığınızda meydana gelir. Yağ kaybını sağlayan; size uygun bir beslenme planının yanı sıra fiziksel aktivitenizi artırmaktır.

“Yağ yakan besinler” terimi, metabolizmayı uyaran, iştahı azaltan veya besin alımını azaltarak yağ kaybına genel destek sağlayan besinler için kullanılabilir. Devamını Oku

Yumurta, sayısız tarifte bulunan, kullanım alanı geniş bir besin kaynağıdır. Unlu mamullerde sıklıkla kullanılan yumurta, yiyeceğin yapısına, rengine, aromasına ve kıvamına katkıda bulunur.

Yumurta besin değeri yüksek olan, protein kaynağı bir besindir. Yaygın kullanım alanına sahip yumurta, bazı kişilerde alerjik reaksiyona neden olabilir. Bu yazımızda, yumurta yerin kullanılabilecek alternatif besinleri sizler için yazdık. Devamını Oku

Besin alerjilerinin günlük beslenme üzerinde büyük bir etkisi vardır. Özellikle çocuklarda besin alerjisi dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Yapılan son araştırmalar, besin alerjisi olan çocukların diğer çocuklara göre gelişiminin daha az olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte birden fazla yiyeceğe alerjisi olan çocukların gelişiminin, bir yiyeceğe alerjisi olan çocuklara göre daha geri olduğu da belirtilmiştir. Devamını Oku